Tehli̇keni̇n Sınırında Yaşamak

CEMRE KARA

Hikâye çok uzun kızım, beni akşam ara öyle konuşalım.

Köyün muhtarı Ali Cellat açıyor telefonumu. Artvin’de barajlardan etkilenen veya etkilenecek çok sayıda köyün muhtarıyla görüşmüş olmama rağmen şaşırıyorum: Bir anda anlatmaya başlıyor, soru sormamı beklemeden hem de. Söyleyecek çok sözü var.

Havuzlu’nun hikâyesi Artvin Barajı’nın yapımı öncesine dayanıyor, 2010 yılına. Üzerinden tam 10 sene geçmiş ama Ali Amca’nın sesinde başka bir devinim var, sanki her şey bugün yaşanıyor.

Barajın yapımını üstlenen Doğuş İnşaat, 2010 yılında Artvin Barajı’nın şantiyesini ilk olarak şimdiki Yusufeli Barajı’nın gövdesinin olduğu yere kuruyor. Bir yıl geçmeden Demirkent Köyü’ne taşıyor. Şirket, barajın dinamit deposu için de yer arıyor ve Havuzlu’daki yerleşim yerinin üstünde bulunan hazine arazisini kiralıyor. Dinamit deposunu kuruyor. Bir yandan da köyün yakınında tünel inşaatına başlıyor.

Havuzlu Köyü, heyelan riski altında olan bir yerleşim yeri. Bu ne demek? Havuzlu için her müdahale heyelana dair bir soru işareti, bir belirsizlik demek. Bu belirsizliği giderebilmek, köyde yaşamaya devam etmek istediklerini anlatabilmek için köylüler, sürecin başından itibaren devlet ile şirket arasında çok gidip geliyor. Yıllar öncesine gidiyor Ali Amca:

Biz aslında baraj su tuttuktan sonra heyelan olacağından endişelendik, baraj su tutmadan tünel yapmaya kalktılar. Burası heyelan bölgesi olduğu için Erzurum yolunu bile buradan geçirmemişlerdi. Şirket 2014’te tüneli bitirdi. “Barajın önlemini almak için tüneli yapıyoruz” diyorlar. Dedim ki, “Köyün önlemini kim alacak?” Devlete sorduk, dedi ki “Olası heyelandan, her şeyden Doğuş, 49 yıllığına sorumludur.”

Ali Amca; Havuzlu’daki heyelan tehlikesine karşı önlem almaları konusunda şirketten kimle görüştüyse, “Onu devlet yapsın” cevabını alıyor. Sesi bir anda yükseliyor, cevabı bugün duymuş gibi:

Siz nasıl şirketin hakkını savunuyorsanız, halkım beni seçti, ben de onları savunuyorum!’ dedim.

Sesinde bir kalabalık var, öyle yükseliyor.

Ali Amca’nın anlattığına göre, tünel için yapılacak sondaj çalışmasının raporunu şirket kendi hazırlıyor ve projenin sekteye uğramaması için raporda “sağlam” sonucuna varıyor. Köylü burdaki yanlışlığın farkında ve rapora hemen itiraz ediyorlar. O dönem Ankara’dan baraj ziyaretine gelen DSİ Daire Başkanı, hem heyelan bölgesinde bulunduğu hem de şirketle aralarında sıkıntılar olduğu için Havuzlu’yu da ziyaret ediyor. Köylüler durumu anlatıyor. Bu itiraz sonucu raporu bu kez DSİ hazırlıyor. Sonuç: Çürük. Ali Amca raporda, “Şirket, köy ile ilgili önlemleri almakla sorumludur. Şirketin aksiyonlarından da Valilik sorumludur” şeklinde bir ibare olduğunu anlatıyor. Burada “ilgili önlem” olarak ifade edilen, esasında köyde yaşayan herhangi bir canlıya zarar gelmesine mani olmak. Şirketin almaya çekindiği sorumluluğun cana, canlıya dair olması; telefonun ucunda olan beni hayretlere düşürüyor.

Ali Amca bundan sonrasını heyecanla anlatıyor:

Ağustos 12’de[1] su tutma töreni var. 18 gün var barajın su tutmasına. Her yerde duyuru yapılıyor, “Açılışımız şu gündür” diye. Raporun altında imzası olan birisi vardı, onu aradım. Adam dedi ki, “Git valinin kapısında yat.” Dedim ki, “Ankara çözemezse Valilik nasıl çözecek bunu?” O dönem Cerattepe eylemleri oluyor. Vali endişelenip sordu: “Sen de şantiyeyi mi basacaksın?” “Köye önlem aldırın, su öyle tutulsun” diyorum. Vali, “Sen kafayı mı yedin, enerji bakanı ne diyecek? Baraja engel olamam, böyle bir lüksüm yok benim” diyor.

Havuzlulular, daha sonra avukata vekalet veriyor ve dava açılıyor. Mahkeme, şirket köyün can güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri almadığından barajın su tutamayacağına karar veriyor. Ali Amca’ya bir telefon geliyor:

“Açtım bir baktım ki şirketten arıyorlar. O esnada köy yolundayım, tam da çekmiyor. ‘Müdürüm, eve geçince sizi arayacağım’ dedim.” Ali Amca’nın sesinde bir muziplik var: “‘Ya biz konuşarak da hallederdik, ne gerek vardı şu dilekçeye’ dedi. Kaç kere gittim, içeri dahi almadılar. Ne konuşması?” Artvin Barajı, dava nedeniyle iki ay su tutamıyor. Böylece şirketin köylüleri ikna süreci başlıyor.

Devlet ile şirket arasındaki protokole göre köye dair alınacak kararların sorumluluğu 49 yıl boyunca tamamen şirkete ait. Ağustos 2015’te Doğuş yetkilileri ile köylüler Kaymakamlık’ta toplantı yapıyorlar. Havuzlulular bu toplantı öncesinde Bayındırlık İl Müdürlüğü’ne tarım arazileri ve zeytinliklerin değerini soruyor, -heyelan bölgesi olduğundan- dönümünün 10-12 bin lira olduğunu öğreniyorlar. “Pazarlık sürecinde şirket istimlak bedelini 45 bin liraya kadar çıkardı, ama bir şartla” diyor Ali Amca, “şirketten bize ‘Bir hafta içerisinde 32 kişi yerlerinizi satın ve iki ay içinde gideceğinize taahhüt verin’ dendi.” Çoğunluk kabul etse de beş-altı kişi arsalarını satmıyor. Ali Amca ekliyor:

Şu an bile satmamış bir sürü insan var. İkamet edip de köyde yerini satmayan bir kişi kaldı şimdi. İkamet etmeyip yerini satmayan 20-30 kişi vardır. Şimdi satmak istiyorlar ama satamıyorlar. Yerlerini satan çoğu insan da köyde kalan o evlerde, akrabalarının evlerinde kalıyor.

Şirket, 840 kotu altında kalan yerleri kamulaştırıyormuş, çünkü baraj suyu o kota kadar heyelan riskini tetikliyor. Köylüler heyelandan endişe ettikleri için devletin karar almasından taraf esasında. “Yaşıyorsak da risk altında yaşıyoruz” diyor Ali Amca.

Yeni yerleşim yerini soruyorum. “Köyün hemen yan tarafında orman arazisi vardı. Onu 2B’den[2] çıkardık, 70 haneli yeni yerleşim olacak. Kendi imkânlarımızla yapıyoruz işte.” Yusufeli Barajı’ndan etkilenen köyler, Yusufeli yeni yerleşim yerinden hak alabiliyormuş. Bundan bahsediyor, çok kızgın. “Bizim böyle bir hakkımız yoktu, şimdi de yok. Ya bizler ne yapacağız?” diye soruyor.

Ali Amca barajdan önce en iyi zeytinin Havuzlu’da yetiştiğini anlatıyor: “Şirket, aldığı zeytin ağaçlarını sulamadı. Ağaçları hep kuruttu. E şimdi ne yapıyor? Zeytin ağaçları dayanıklı olur ya, kesip yakacak olarak satıyor iki yıldır. 49 yıl araziyi kullanma hakkı onlarda.” Sesindeki sinir hüzne dönüşüyor yavaş yavaş.

Köy yeniden yapılırken köylülerin nerede kaldığını merak ediyorum: Ali Amca nerede kalıyor? İnsanların bir kısmı Eskişehir’e gitmiş, 15-20 hane Yusufeli’nde kirada yaşıyormuş. Kendisi de Milli Eğitim Bakanlığı ile konuşup köy okulundan bir oda ayarlamış. Soruyorum: “Ali Amca, köyde senin dışında kimse yok mu?” Köyde sürekli kalan altı hane varmış, 840 kotu üstünde. 840 kotu, tehlike sınırı. Kendisi 600’lü kotlardaymış, gülüyor.

2004’ten beri muhtar olduğunu, ilk defa bu kadar yorulduğunu söylüyor: “Yavaş yavaş olacak, toparlamaya çalışıyoruz, çalışacağız işte.” Hem yorgun hem istekli. 40 dakika konuşmuşuz. Konuşma hiç bitmesin istiyor sanki.

Çok da konuştum ama ne yapayım. Kızım biliyor musun? İnsan anlattıkça iyi geliyormuş.

[1] 12 Ağustos 2015’te Artvin Barajı ve HES projesinin su tutma işlemi öngörülmüştür. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ifadesine göre su tutma işlemi 23 Ekim 2015 tarihinde gerçekleşmiştir.

[2] 2B arazi, Türkiye sınırları dahilinde orman vasfını yitirmiş hazine arazileri anlamına gelmektedir.