“İlla görüşürüz”

DUYGU DAĞ

Karadeniz’e gitmeden çok önce, Türkiye ile Gürcistan arasındaki sınırla ilgili hikayeler duymuştum. Sınırın iki ayrı yanında kalıp bölünen aileleri, akrabaları görmek için Çoruh’tan yüzerek sınırın geçildiğini, bugün hala bazı köylerde kardan yollar kapanınca hastaların sınırın diğer tarafına doktora gittiğini… İnsanların da, mekanların da iki dilli olduğu bir coğrafya burası. Köylerin eski ve yeni isimleri var, Gürcüce ve Türkçe isimler. O sınırın iki yanını nihayet gözlerimle gördüm, hikayeleri ilk ağızdan dinledim. 

Çoruh boyunca barajların izini sürdüğümüz saha gezisinde Borçka’dan Muratlı’ya yol alıyoruz. İlk durağımız sınıra kuş uçuşu 600 metre mesafede bulunan Muratlı Barajı’nın sular altında bıraktığı yerleşimlerden biri olan Karşıköy, eski adıyla Xeba. Burası barajdan önce 700 haneli bir köymüş. Eski Çaykur fabrikasının bacası ve cami minaresi baraj gölünün ortasında yükseliyor. Köyün büyük kısmı sular altında kalmış. Muratlı, Çoruh üzerinde tamamlanan ilk baraj, 2005’te çalışmaya başlamış. Su altında kalacak araziler istimlak edilmiş; pek çok kişi Bursa, İstanbul gibi büyük şehirlere göç etmiş. Çay fabrikası ve cami taşınmış. Yamaçlarda evler var hala, sular altında kalan mazi manzaralı.

Çoruh Türkiye’yi Artvin’in Muratlı Köyü’nden terk edip Gürcistan’a geçiyor. Karşıköy’den sınıra doğru ilerliyoruz, baraja adını veren Muratlı Köyü’ne. Eski ismi Maradit, büyük mera anlamına geliyormuş. Adıyla müsemma, nehir kenarında (Doğu Karadeniz’de nadir rastlanan) büyük düz arazilerin bulunduğu, tarımla geçinen bir köy burası. 

Bakkalın önünde oturan üç kişiyle sohbet ediyoruz; bir böceğin türediğini, bu böceğin fındığa çok büyük zarar verdiğini, aynı böceğin kışın evlere de saldırdığını anlatıyorlar: 

Fındıkları hep zehirledi, acılık veriyor içine. Barajdan sonra geldi bunlar, nem oranı yükseldi ya, fındık hepten çürüyor dalında. Çok rutubet var burda, göz açılmıyor. 

Meyveler dökülüyor, elma şimdi hep yerde serilmiş, eskiden böyle bi şey mi vardı? İncir mincir, hiçbir meyveyi yiyemiyoruz. Sebzeler de öyle… 

Eskiden kışın 6-7 metre kar yağardı, baraj yapıldıktan sonra hiç kar yağmadı.

Köyün %98’i emekli. Baraj yapıldıktan sonra köy okulunun kapandığını öğreniyoruz: “Okul dahi kalktı burdan, kaç yıllık okul… Vatandaş hep göçle gidiyor burdan, kimse kalmadı köyde. Daha da (baraj) yapmaya devam ediyorlar. 5 kilometre aşağıda, aşağıki Maradit’te de yapılıyor.” Sınırın diğer yanında da bir Maradit köyü var. Yukarı Maradit, Aşağı Maradit. 

Köyün kahvesine (Muratlı Hudutspor Kulübü Dernek Lokali) oturuyoruz. Sözü 1994-2004 yıllarında muhtarlık yapmış olan Zekeriya Öztürk alıyor. Sınırın, cumhuriyetin ilk yıllarında referandumla çizildiğini anlatıyor. 1936’da sınır kapısı kapandıktan sonra Öztürk’ün halası bir çocuğuyla burada, eniştesi ve diğer çocukları karşıda kalmış.

“Çoruh’tan yüzerek gidip gelmeye başladılar. Daha sonra babaannem ve babam, halamı şu karşıki dağdan karşıya gönderdiler. Dayımın çocukları, babaannemin kızkardeşleri Aşağıki Maradit’te. Herkesin bir akrabası var karşıda.”

Muratlı’daki sınır kapısının açılması 40 senedir her seçimde gündeme geliyormuş. Yöre halkının tek isteğinin kapının açılması olduğunu anlatıyor Öztürk: “Açılsa buradaki ilçe ve köyler için büyük bir gelir kaynağı olacağına inanıyoruz.” Barajı soruyoruz, köye etkilerini.

“Çoruh barajdan önce öyle hızlı akıyordu ki, onun rüzgarı bize yetiyordu. Nem oranı arttı. En az 3 yıldır doğru dürüst bir meyve yiyemiyoruz. Barajın çok büyük zararı olmuştur çevre köylere. Tek faydası çaya olmuştur, çay nem sever.” 

Havzanın Gürcistan tarafında da iki adet baraj bulunuyor. Aşağı Maradit yakınında inşaatı da, işletmesi de Türkiyeli bir şirkete ait olan Kırnati Barajı’nın tuttuğu suyun Muratlı’ya kadar çıkacağı, bu durumda buradaki toprakların istimlak edilmesi gerekeceği konuşuluyor. Öztürk devam ediyor: “Eskiden hiç baraj yoktu. 2007’den sonra çok yoğun bir şekilde baraj üretimi başladı orda. Şu anda her derede, her HES’i Türkiye’den giden büyük firmalar alıyor.”

Muratlı’dan sonra sırasıyla Borçka, Hopa ve Sarp sınır kapısını geçip Gürcistan’a varıyoruz. Çoruh’un Karadeniz’e döküldüğü yerden içeri, Aşağı Maradit’e gidiyoruz, Gürcüce ismiyle Maradidi’ye. Ortak bir geçmişi paylaşan sınırın iki yanındaki bu yerleşimler bugün büyük ölçekli yatırım projelerindeki belirsizliği, şeffaflıktan uzak ve katılımcı olmayan süreçleri, barajların yarattığı çevresel tahribatı, tedirginliği paylaşıyor.

Karadeniz’e gitmeden çok önce, Türkiye ile Gürcistan arasındaki sınırla ilgili hikayeler duymuştum. Sınırın iki ayrı yanında kalıp bölünen aileleri, akrabaları görmek için Çoruh’tan yüzerek sınırın geçildiğini, bugün hala bazı köylerde kardan yollar kapanınca hastaların sınırın diğer tarafına doktora gittiğini… İnsanların da, mekanların da iki dilli olduğu bir coğrafya burası. Köylerin eski ve yeni isimleri var, Gürcüce ve Türkçe isimler. O sınırın iki yanını nihayet gözlerimle gördüm, hikayeleri ilk ağızdan dinledim. 

Çoruh boyunca barajların izini sürdüğümüz saha gezisinde Borçka’dan Muratlı’ya yol alıyoruz. İlk durağımız sınıra kuş uçuşu 600 metre mesafede bulunan Muratlı Barajı’nın sular altında bıraktığı yerleşimlerden biri olan Karşıköy, eski adıyla Xeba. Burası barajdan önce 700 haneli bir köymüş. Eski Çaykur fabrikasının bacası ve cami minaresi baraj gölünün ortasında yükseliyor. Köyün büyük kısmı sular altında kalmış. Muratlı, Çoruh üzerinde tamamlanan ilk baraj, 2005’te çalışmaya başlamış. Su altında kalacak araziler istimlak edilmiş; pek çok kişi Bursa, İstanbul gibi büyük şehirlere göç etmiş. Çay fabrikası ve cami taşınmış. Yamaçlarda evler var hala, sular altında kalan mazi manzaralı.

Çoruh Türkiye’yi Artvin’in Muratlı Köyü’nden terk edip Gürcistan’a geçiyor. Karşıköy’den sınıra doğru ilerliyoruz, baraja adını veren Muratlı Köyü’ne. Eski ismi Maradit, büyük mera anlamına geliyormuş. Adıyla müsemma, nehir kenarında (Doğu Karadeniz’de nadir rastlanan) büyük düz arazilerin bulunduğu, tarımla geçinen bir köy burası. 

Bakkalın önünde oturan üç kişiyle sohbet ediyoruz; bir böceğin türediğini, bu böceğin fındığa çok büyük zarar verdiğini, aynı böceğin kışın evlere de saldırdığını anlatıyorlar: 

“Fındıkları hep zehirledi, acılık veriyor içine. Barajdan sonra geldi bunlar, nem oranı yükseldi ya, fındık hepten çürüyor dalında. Çok rutubet var burda, göz açılmıyor.” 

“Meyveler dökülüyor, elma şimdi hep yerde serilmiş, eskiden böyle bi şey mi vardı? İncir mincir, hiçbir meyveyi yiyemiyoruz. Sebzeler de öyle…” 

“Eskiden kışın 6-7 metre kar yağardı, baraj yapıldıktan sonra hiç kar yağmadı.”

Köyün %98’i emekli. Baraj yapıldıktan sonra köy okulunun kapandığını öğreniyoruz: “Okul dahi kalktı burdan, kaç yıllık okul… Vatandaş hep göçle gidiyor burdan, kimse kalmadı köyde. Daha da (baraj) yapmaya devam ediyorlar. 5 kilometre aşağıda, aşağıki Maradit’te de yapılıyor.” Sınırın diğer yanında da bir Maradit köyü var. Yukarı Maradit, Aşağı Maradit. 

Köyün kahvesine (Muratlı Hudutspor Kulübü Dernek Lokali) oturuyoruz. Sözü 1994-2004 yıllarında muhtarlık yapmış olan Zekeriya Öztürk alıyor. Sınırın, cumhuriyetin ilk yıllarında referandumla çizildiğini anlatıyor. 1936’da sınır kapısı kapandıktan sonra Öztürk’ün halası bir çocuğuyla burada, eniştesi ve diğer çocukları karşıda kalmış.

“Çoruh’tan yüzerek gidip gelmeye başladılar. Daha sonra babaannem ve babam, halamı şu karşıki dağdan karşıya gönderdiler. Dayımın çocukları, babaannemin kızkardeşleri Aşağıki Maradit’te. Herkesin bir akrabası var karşıda.”

Muratlı’daki sınır kapısının açılması 40 senedir her seçimde gündeme geliyormuş. Yöre halkının tek isteğinin kapının açılması olduğunu anlatıyor Öztürk: “Açılsa buradaki ilçe ve köyler için büyük bir gelir kaynağı olacağına inanıyoruz.” Barajı soruyoruz, köye etkilerini.

“Çoruh barajdan önce öyle hızlı akıyordu ki, onun rüzgarı bize yetiyordu. Nem oranı arttı. En az 3 yıldır doğru dürüst bir meyve yiyemiyoruz. Barajın çok büyük zararı olmuştur çevre köylere. Tek faydası çaya olmuştur, çay nem sever.” 

Havzanın Gürcistan tarafında da iki adet baraj bulunuyor. Aşağı Maradit yakınında inşaatı da, işletmesi de Türkiyeli bir şirkete ait olan Kırnati Barajı’nın tuttuğu suyun Muratlı’ya kadar çıkacağı, bu durumda buradaki toprakların istimlak edilmesi gerekeceği konuşuluyor. Öztürk devam ediyor: “Eskiden hiç baraj yoktu. 2007’den sonra çok yoğun bir şekilde baraj üretimi başladı orda. Şu anda her derede, her HES’i Türkiye’den giden büyük firmalar alıyor.”

Muratlı’dan sonra sırasıyla Borçka, Hopa ve Sarp sınır kapısını geçip Gürcistan’a varıyoruz. Çoruh’un Karadeniz’e döküldüğü yerden içeri, Aşağı Maradit’e gidiyoruz, Gürcüce ismiyle Maradidi’ye. Ortak bir geçmişi paylaşan sınırın iki yanındaki bu yerleşimler bugün büyük ölçekli yatırım projelerindeki belirsizliği, şeffaflıktan uzak ve katılımcı olmayan süreçleri, barajların yarattığı çevresel tahribatı, tedirginliği paylaşıyor.