Allah Islah Etsi̇n:
Bir Saha Gözlem Yazısı

AYŞE ADANALI

Boğmak bu. Suyu boğmak. Çoruh’u resmen boğdular.

Bayburt merkezdeyiz Hasan Abi ile şehir merkezinde, köprü üstünde buluşuyoruz. Gözleri Çoruh’a kitlenmiş, selamlaşmamızın ardından “nasılsın”lara bile geçmeden ağzından çıkan ilk kelimeler bunlar. Tanışmak için acelesi yok belli, ama ivedilikle duymamızı, duyurmamızı istediği konular var. Bizim araştırmak için 1.125 kilometre yol yaptığımız konular, onun için hayat mücadelesi.  

Mekanda Adalet Derneği olarak saha çalışması için bu kez beyaz minibüsümüzle Çoruh Nehri’ni baştan sona geçiyoruz. İlk durağımız Bayburt. Birçoğumuz ilk defa geliyor bu kente. Bayburt merkezde “dere ıslahı” çalışmalarını araştırıyoruz; yanlış dere ıslahı projelerinin Çoruh’a yaptığı tahribatı, “suyu boğmak”ın anlamını. 

Arama motoruna “Bayburt” yazınca şöyle bir cümle çıkıyor: Bayburt, Kuzeydoğu Anadolu’da bulunan ve Çoruh Nehri’ne yaslanan Türkiye’nin bir şehri. Kent merkezine adım atar atmaz Çoruh Nehri’nin kentin kimliği olduğunu görüyorsunuz, duyuyorsunuz, kokluyorsunuz. Çoruh’a yaslanmış bir kentte nasıl oluyor da nehir bu kadar umarsızca planlanmış projelere mahkûm ediliyor?

Etrafa bakarak, sessizce yürüyoruz. Hasan Abi önce karnımızı doyurmamızda ısrarcı. Kent merkezinde bir lokantanın ikinci katındaki bir masaya oturuyoruz. Manzaramız, buradaki birçok mekânda olduğu gibi Çoruh ve tepedeki Bayburt Kalesi.

Hasan Abi, Bayburt’ta yapılan HES’lere ve dere ıslahına karşı başından beri mücadele eden iki isimden biri. Bayburt Dikmetaş Köyü eski muhtarı. Çiftçi. İnatçı.

“Fazla söze gerek yok” diyor:

Yemekten sonra Çoruh boyu yürüyünce göreceksiniz dere ıslahı dedikleri şeyi. Bayburt’u Bayburt yapan iki önemli unsur var. Bunlardan biri nehir, diğeri de oradaki kale. Yani ismini buralardan alıyor, başka bir şeyden değil. Bu suyu boğarak kanalla götürüyor. Tepeden inme, hiçbir araştırma yapılmadan yapılan işler.

Karnımız tok, dere boyu yürümeye başlıyoruz. Dere ıslahı kapsamında inşa edilmiş olan alan akarsu yatağından çok bir sulama kanalı görünümünde. Konuya hâkim olan olmayan herkes bu manzara karşısında şaşkın. Nehrin iki tarafı beton içine alınmış, nehir yatağı bariz bir şekilde daraltılmış, ekolojik koridor ortadan kaldırılmış, su kıyısı, doğal bitki örtüsü yok edilmiş. Su ile mekânı kullananların teması ortadan kaldırılmış, suya erişim zorlaştırılmış.

Kendi aramızda konuyu tartışırken, azimle balık tutmaya çalışan İbrahim’le karşılaşıyoruz. Sorumuz aynı: “Dere ıslah çalışmasıyla ilgili ne düşünüyorsun?”

“Islah?” deyip kısa bir es veriyor. Kelime anlamı ile hayata geçirilmiş olan arasındaki farkın idraki için bize zaman verir gibi:

Bu çalışma var ya… Bence tamamen durdurulması lazım. Bir çevre düzenlemesi gibi bir şey yaptılar ama…Mesela Eskişehir’de var, orada Porsuk’u yapmış, ama suyun doğalıyla oynamamış. Beton atıldığı zaman Çoruh’un özelliği biter. Her şeyden önce canlı yaşamı etkileniyor.

Oltayı bir iki defa yokluyor. Çocukluğundan kesitler anlatmaya başlıyor. Konuştuğumuz diğer Bayburtlular gibi aslında. Çoruh ile nasıl bir bağı olduğunu, su ile aralarında hiçbir engelin olmadığı günleri hatırlıyor, su ve çevresindeki canlı yaşamını. Sonra şimdiki zamandan devam ediyor anlatmaya:

Mesela o balık orada solucan bulacak, diğer canlıları bulacak ki beslensin. Bulamadığı gibi kaybolup gidiyor işte. Canlı burada yiyecek bulamadığı gibi beton buluyor. Beton. Betondan etkileniyorlar. Artı bir de içinden çıkan hayvanları bir görseniz. Domuz mesela düşüyor, çıkamıyor. Tilki, tavşan, betonlar böyle v şeklinde ve kaygan. Düştüğü zaman da patinaj yapıyor, çıkamıyor.

Dere ıslahı çalışmaları dört yıldır devam ediyor. İbrahim, halkın da bitmeyecekmişçesine devam eden inşaattan rahatsız olduğunu söylüyor: “Bu dördüncü yılı. Yazın duruyorlar, ne hikmetse yazın çalışmak yok. Kışın gelip çalışmaya başlıyorlar. Eylül ayına gelmişiz, 20 gün sonra kar yağacak, çalışma yeni başlıyor.”

Lafını bitirip yine kendinden emin, es veriyor. İbrahim, elinde oltası, başıyla karşı tarafta bir noktayı işaret ediyor.

İki çocuk. Biri yaklaşık 7 metrelik beton duvardan suya inmeyi başarmış, gözleri, duvarda asılı kalmış arkadaşında. Arkadaşı sadece sağ eliyle tutunduğu duvardan sarkık duruyor. Duvarın eğimi fazlasıyla dik. Çocuk çoraplı ayaklarını duvarda koyacak yer bulamıyor. Ekipçe şaşkın ve tedirginiz.

Çocukların suya erişme isteği o kadar baskın ki, önlerine konmuş bu engelleri oyuna çeviriyorlar; tehlikeli bir oyuna. Konuştuğumuz her yetişkinden çocukluklarında suyla kurdukları ilişkiyi dinlemişken, bu çocukları suya inmek istedikleri için kimsenin eleştirmeye hakkı yok. Zaten kimse çocuklara kızmıyor. İnsan ve doğa faktörünü hiç düşünmeden bir proje üretenlere ise diyecek söz çok. İbrahim’i dinlemeye devam ediyoruz.

Yeniden çocukluğuna dönüyor:

Ben onların yaşındayken orada eskiden değirmen vardı. O eskinin suyla akan değirmeni. Dere gitti, değirmen gitti, Çoruh gitti… e çocukluk da gitti.

Sohbet uzadıkça etrafımızda artarak toplanan kalabalık içinden bir ses geliyor:

Burası artık Çoruh Nehri diye geçmiyor zaten çay diye geçiyor. Önceden Çoruh Nehri’ydi. Dünyanın üçüncü sert akan nehriydi şimdi çaya döndü. Çay.

Bu sohbet duyduklarımız ön araştırma sırasında karşımıza çıkan başlıkları hatırlatıyor:

‘Bayburt, Çoruh Nehri’ne Sahip Çık’.

‘Bayburt Bayburt Olalı Böyle Zulüm Görmedi.’

Başlıklar Mimar Asuman Uz’a ait. Bayburt’taki dere ıslah çalışması henüz konuşulmaya başlandığı andan bugüne projenin yanlışlarını, yapılmaması gerektiğini, bilimsel çerçevede yılmadan anlatmaya çalışıyor. Bize de hiç tereddüt etmeden zaman ayırıyor.

Doğduğu, büyüdüğü, mesleğe ilk adım attığı yer Bayburt. Evleri nehrin hemen karşısındaymış. Çocukluğu nehrin etrafında geçmiş. Oraların yemyeşil, ağaçlarla dolu olduğu zamanlar. 2005’te bölge imara açılıyor, o zamanki mevzuata aykırı bir şekilde. Çoruh’a neredeyse sıfır denebilecek bir noktada, büyük bir kütle şeklinde bir bina yapılıyor. Asuman Uz’un mücadelesi de o zaman başlıyor ve tepkisi her aşamada artarak devam ediyor:

Projenin 2006 yazında başladığını gördüm. İş makinelerini nehrin yatağında gördüğüm zaman hayretler içinde kaldım. Ben bile bir mimar olarak “ne yapıyor bunlar, ne yapmaya çalışıyorlar” dedim. Çalışanlar burada, yatağın içinde yürüyüş yolu olacak dedi. Bana şaka gibi geldi. “Anlamamışlardır” diye düşündüm. Yöneticilere gittim. Projeyi, bir şeyden kaçar gibi, asla bana vermediler. İnşaat Mühendisleri Odası ve Mimarlar Odası’ndan resmi yazılarla DSİ’den bu projeyi talep ettik. Ancak mahkeme yoluna gidilirse alınabileceğini söylediler. Ben kesit istedim. Bana elden sadece kesit verdiler. Zaten ben o zaman anladım. Mimari olarak bu bir rezalettir dedim.

‘Çoruh Nehri Bayburt’un hayat kaynağı’. Bu sözleri Asuman Uz’dan da duyuyoruz. Kendi geçmişinden de örnekler vererek orada yaşayanlarla nehrin bütünleşmiş ilişkisinin öneminin altını çiziyor birçok kere. Uz’a göre bu projedeki ıslah mantığı sadece betonlaştırmak üzerine kurulu:

Farklı ıslah yöntemleri var, teknik olarak da. Kente özgü tasarım olmak zorunda. Ama bizim ülkemizde böyle bir zihniyet yok. Öyle bir kanuni koruma da yok. Ezbere yapılan bir proje. Hiç düşünülmeden, bilimsel hiçkimseye danışılmadan ezbere yapıyorlar. 2005’ten beri her sene şehir planlamadaki profesörlerle gidiyoruz, bakın abartmıyorum yüzlerce kez bütün bürokratlara, bakanlara, milletvekillerin yazdık ama bir sonuç alamadık. Daha en başında uyardık dedik ki devletin milyonlarca lirası buraya atıl bir şekilde gömülecek lütfen kulak verin. Büyük bir çevre tahribatı yapacaksınız dedik. Sonuç yok.

Nehir yatağının yarı yarıya doldurulması. Yolun yaklaşık 7 metre aşağısına gezi yolları yapılması ve insanların oraya inip suya yakınlaşabileceği iddiası… Asuman Uz’a göre bu projenin kabul edilemez olması için sebepler çok:

Zamanında Veysel Eroğlu çıktı ve basın açıklamasında hiç görülmemiş hiç yapılmamış muhteşem bir proje olacak dedi. Gerçekten bu hiç görülmemiş bir proje böyle bir rezalet yok dedim. Hayvanlar bile inemiyor bırakın insanı. Üstte yürüyen insanlar sudan uzaklaştılar. Suyun sesindeni serinliğinden, her şeyinden uzaklaştılar. Tamamen bir beton yığını. Nehir yatağında üç metre kazdılar ve tamamen beton yaptılar. Hiçbir şekilde doğal toprak vs yok. Üstelik o çukura aldıktan sonra da kanalın etrafına çiçek, ağaç dikeceğiz diye başka bir beton set çektiler. Beton üstüne beton. Beton ve beton. Ben daha ne sayayım. Çoruh Nehri Harran Ovası’ndaki bir su kanalına döndü.

Çoruh Nehri yıllardır Bayburt şehir merkezinden yönü ve güzergâhı değişmeden akmaya devam ediyor. Bir gün erk sahibi insanoğlu bir proje atıyor ortaya, nehri Bayburt’a kazandırmak vaadiyle. Eşsiz, muhteşem gibi sıfatlarla, Bayburt nehri kaybetmemiş, nehir özgürce akmaya devam ederken. Projenin adı Çoruh Nehri Islah Projesi oluyor. Islah çalışması başlatılıyor. Çoruh betona gömülüyor, nehir kanala hapsediliyor. Bayburt nehre ulaşamaz oluyor. Su boğuluyor.

Aradan geçen zaman sonunda Bayburt’u hatırlamak için gözlerimi kapama ihtiyacı hissediyorum. Hâkim renk gri. İş makinelerinin aralıksız devam eden sesi var. Nehir boyu betonda adım atmaktan olsa gerek, dizlerim sızlıyor. Siyah şalvarım toz içinde; toprak değil inşaat tozu. Ara ara hissettiğim endişe; su boyuna inmeye çalışan çocuklar ya düşerse. Çoruh’a yutkunarak bakan Bayburtlular; boğazımda düğüm hissi. İnsan boğuluyor.