AYŞE ADANALI
30 Eylül 2020 Çarşamba. Haber sitelerinde bir haber başlığı.
“Mahkeme sonuçlandı: Dikmetaş’taki HES Projesi İptal! Dikmetaş Köyü’nde yapılması planlanan HES projesine yönelik açılan dava sonuçlandı.”
Edilgen fiilli bu cümlelerin gerçek öznesi bizim Hasan Abi, Hasan Çoruh. Bayburt Dikmetaş Köyü eski muhtarı. Beş yıl boyunca, Çoruh Nehri üzerinde Bayburt Enerji Ticaret A.Ş. tarafından yapılması planlanan HES projesinin iptali için mücadele verdi.
Biz kendisiyle 2019’un Eylül ayında tanıştık, davanın üçüncü yılında. Bize neredeyse tüm Bayburt’u gezdirdi. Yol boyu göstere göstere anlattı; nereye ne yapmayı planlıyorlar, yaparlarsa ne olacak.
Sesini kimsenin duymadığı bir yerde, bürokratik engellerin önünde set ardı set oluşturduğu bir dönemde, misal davaların işleyişi çok da cesaret verici değilken kim neden böyle bir mücadeleye girsindi? O zaman, davadan henüz bir sonuç çıkmamışken Bayburt’ta konuştuğumuz birçok kişinin aklında bu soru vardı. Aslında cevabı merak edilen bir soru olmaktan çok inançsızlığın yansıması gibiydi. Bayburt’ta insanlarla konuşurken “Bu HES Projesi için açılan dava” diye başladık cümleye ve genelde bitiremedik. “Yani…” , “Açıldı da…”, “Onların gücü yanında…” Böyle böyle kesilmişti sözümüz. İnsan merak ediyor tabii, durum böyleyken “nasıl”ından da önce Hasan Abi neden dava açmıştı?
Hasan Abi şeker pancarı üreticisi. Bayburt’taki birçok kişi gibi tarımla uğraşıyor. Bu sebeple toprağına, suya yapılan her müdahalenin aslında direkt onun yaşamına yapıldığının çok farkında. Zaten mücadele süreci de 2015’te HES projesini üstlenen firma ilk kez araziye gelip zemin etüdü yaptığında başlıyor. Hasan Abi o zamanlar muhtar. Hemen yetkililere yaklaşıp ne yaptıklarını soruyor. Baştan savma bir tavırla HES projesi cevabını alınca jandarmayı çağırıyor. Ve çalışma durduruluyor. Bu sürede Hasan Abi projeye dair detayları öğrenip bunların etkisini araştırmaya başlıyor. HES projesinin neden olacağı geri dönüşü olmayan tahribattan emin olunca dava açmaya karar veriyor.
Bunun üzerine civar köylerdeki muhtarlarla ortak bir metin yazıp topladığı, 1200 imzayı da dahil ettiği bir dosya hazırlıyor. Bu dosyaları ilgili on iki kuruma gönderiyor. Ankara’dan ses çıkmıyor. Trabzon DSİ 22. Bölge Müdürlüğü projeyi revizeye gönderiyor. Birkaç küçük revizeden sonra proje kabul ediliyor. Bunun üzerine Hasan Abi DSİ’yi mahkemeye veriyor. Dava devam ederken “ÇED gerekli değildir” kararı açıklanıyor, imar izinleri çıkıyor. Hasan Abi yine boş durmuyor ve ÇED kararından ötürü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı mahkemeye veriyor.
Ben bu süreci okuyucuyu sıkmamak adına mümkün mertebe kısaltarak yazmaya çabalıyorum mesela. Çünkü insan okurken bile sıkılıyor değil mi?
Hasan Abi devam ediyor:
Bu noktada elini masaya vuruyor Hasan Abi:“Neden benim sulama kanalımı iptal ediyorsun? Bu coğrafya ne duruma gelecek?”
Bir coğrafyayı savunmak… Ancak yaşadığın yeri, çevreyi çok iyi tanırsan yapabileceğin bir şey olsa gerek.
“İlerden sağ yap. Şimdi bir daha sağ. Burdan gir içeri. Gir gir arabayı buraya bırak, sahibi bizim köylü bir şey olmaz.” Hasan Abi bizi molaya, Hayati Abi’nin bahçesine getirmiş. Kısa bir tanışmanın ardından Hayati Abi bahçeye dalıyor, biz de arkasından. Dalından domatesler, renk renk biberler, bağından üzümler, karpuz, çeşit çeşit kavun. Serin serin akan suyla yıkandı önce hepsi. Sonra Hayati Abi cebinden çıkardığı bıçakla dilimlemeye başladı meyveleri. Domates ve biberler kütür kütür gidiyordu zaten elimizde.
Meğer buraya sadece molaya gelmemişiz. Hayati Abi’nin bahçesi de HES projesi yapılırsa doğrudan etkileniyormuş. En başta suyunu kaybedecekmiş. Yaşata yaşata anlatıyor Hasan Abi. Önce etrafımızdaki güzellikleri fark etmemizi sağlıyor, sonra onlardan yoksun kalınca yaşanacak hissi.
Gezdik, gördük, sorduk, dinledik, yedik, içtik, belgeledik, kayıt ettik.
Bizi uğurlamadan hemen önce yanıma geldi Hasan Abi. Drone görüntülerini ve HES projesinden etkilenecek köylülerle yaptığımız röportajları yazılı hâlde ona verip veremeyeceğimizi sordu. Dava dosyasına eklemek istiyordu:
Döner dönmez her şeyi derleyip tüm istediklerini yolladık Hasan Abi’ye.
Nitekim geçen bir buçuk yılın ardından mahkeme Hasan Abi’nin savunmalarını dinleyerek davaya bilirkişi tayin etti. Ve bilirkişi heyeti bölgeye geldi, incelemeler yaptı. HES projesinin yapılamayacağına dair raporunu açıkladı. Yani Erzurum 1. İdare Mahkemesi, bilirkişi raporu doğrultusunda kararı Hasan Çoruh’un lehine verdi.
Sonra ne oldu?
Bayburt’un suyu toprağa, feraha erdi. Hasan Abi derin bir nefes aldı. Kafası rahat toprağıyla, nasıl daha iyi bir üretim yapacağıyla ilgilenmeye başladı. Köylerini terk etmeyi düşünen çiftçiler köylerinde kaldı. Hatta terk etmiş olanlar yeniden üretim yapmak için köylerine döndü.
Yani böyle olsaydı ne güzel olurdu.
Karşı taraf, kararı bozmak amacıyla temyiz için Danıştay’a başvurmuş. Bu haberi bana telefonda Hasan Abi verdi. 9 Şubat’ta da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED raporu için Hasan Abi’yi bir toplantıya çağırmış. “Bakalım ne istediklerini toplantıda anlayacağız. Muhtemelen yeniden ÇED raporu çıkarmak için uğraşacaklar” diyerek gitti o toplantıya Hasan Abi.
Nitekim onun dediği gibi karşı taraf şimdi kararı bozma, yeniden ÇED olumlu kararı çıkarma çabasında. Hasan Abi ise şimdi imza topluyor yeniden mahkemeye sunabilmek adına. Sil baştan yani. Bu yazı şimdilik üç nokta ile biter. Hasan Abi devam ettiği sürece nokta koymak kimin haddine.