Pamukören: Kuruyan İncir Ağaçları, Direnen Papatyalar

SENA NUR GÖLCÜK

30 EKİM 2023

Büyük Menderes Havzası boyunca uğradığımız her köyün kendi hikâyesi vardı. Ben, Aydın’da bulunan, yol kenarlarına dikilmiş portakal ağaçlarıyla bizi karşılayan Pamukören’in anlattıklarını aktaracağım. Kuyucak ilçesine bağlı Pamukören, Aydın’ın büyükşehir statüsü almasından sonra köyden mahalleye dönüşmüş. Yaklaşık dört bin nüfuslu Pamukören’de altı tane jeotermal enerji santrali (JES) ve onlarca jeotermal kuyu var. İncir ve zeytin bahçelerinin arasında sarmaşık gibi yayılan JES iletim boruları, köyün bitki örtüsü gibi görünüyor.

Pamukören’de, incir bahçesi JES’ten salınan sular nedeniyle kuruyan Ziya Topçu’yla buluştuk. Ziya abi bizi baba yadigârı bahçesine götürdü. Bahçeye giden patikada gelinciklerin, papatyaların, incir ağaçlarının arasında ilerlerken bu güzelliklerin yolunu bir JES kesiyor. Burayı, köyde dört tane daha santrali bulunan Çelikler Holding işletiyor. Mahalledeki 22 kişinin arazisini alan şirket, Ziya abinin arazisinin de bir kısmını almış. Ziya abinin ifadesine göre burası şirketin köylüleri tehdit ederek, “rızanızla vermezseniz istimlak ederiz” diyerek yerleştikleri bir arazi.

Gözüm bahçede JES’ten salınan akışkanlar yüzünden kuruyan incir ağaçlarının yanında direnen papatyalara takılıyor. Ziya abi canı pahasına bu toprakları koruyacağını söylerken papatyalar bu mücadelenin sanki en büyük destekçileri gibi dimdik ayakta duruyorlar.

Jeotermali, verdiği zararı bilmiyorduk pek. O zehri biz gözümüzle gördük.

Bahçenin hemen yanında santral yapılırken ilk kuyular burada açılmış, kuyuların açılması sırasında yeraltından çıkan ilk su araziye, dere yataklarına boşaltılmış. O suyun geçtiği hiçbir yerde mahsulün olmadığını, bırakın mahsulü ot bile bitmediğini öğreniyoruz. Ziya abi, JES borularının içinden asit geçtiği için zamanla korozyona sebep olup patladıklarını, bu tür kazalar yaşandığında bırakın mahsul almayı nefes almakta bile zorlandıklarını söyledi. Santrallerin bölgeye ve bölge insanına verdiği ekonomik, sağlık, yaşam kalitesinin düşüşü gibi zararların yanı sıra yaşanan kuraklığın da altını çizdi. Menderes’te artık barajlardan gelen suların yetmediğini, içme suyu olarak yeraltı sularının kullanılmaya başladığını anlattı.

Santralin dibinde sadece incir bahçeleri yok. Çevreye ağır metallerin, radon[1] ve hidrojen sülfür gibi birçok zehirli gazın salındığı JES’lere komşu okullar, evler var Pamukören’de. 

Çocukluğunun bir yanında köy anıları olanlar yer yataklarını ve yer yatağında uyumanın keyfini bilir. Pamukören ve çevre mahallelerde de insanlar yer yataklarında yatarlarmış. Ancak Doktor Metin Aydın’ın “Radon soluyorsunuz yer yataklarında, yerden 70 santim yukarıda uyuyun artık” uyarılarından sonra, JES’den sızan radyoaktif radon gazının yere çöken bir gaz olduğunu öğrenmiş ve yer yatağından vazgeçmek durumunda kalmış mahalleliler.

Köyde jeotermale bağlı hastalıkların çoğaldığını, akciğer kanserlerinin arttığını, köyde yaşayanların kan değerlerinin çok yüksek çıktığını, santralin hemen 200 metre ötesinde okulda okuyan çocukların da şirketten salınan ağır metalli gazlara maruz kaldığını öğrendik Ziya abiden. Yani anlayacağınız yolda yürüyen çocukların, meydanda dolaşan hayvanların, evinde penceresinin önünde çayını içen Pamukörenlilerin soludukları havaya rögar kapaklarından çıkan zehirli gazların dumanları eşlik ediyor.

Ziya abinin kanıyla canıyla koruduğu babasından yadigâr incir bahçesinden ayrılırken bize son söyledikleri şunlar oldu:

“Çocuğum yok şu anda. Ama emin olun çocuğum olduğu anda Pamukören’de yaşamamın ihtimali yok. Düşünsenize 200 metre ötede santral var. O çocuklar altı-yedi saat boyunca sınıflarında içeriye dolan o kokuyu soluyorlar.”

[1] Radon yeraltındaki uranyumun bozunması sonucu açığa çıkan ve yeraltındaki çatlaklardan yeryüzüne sızan, kanserojen bir gazdır.